Davos’un “Diyalog Ruhu” mu, “Gücün Dayatması” mı?

Dünyanın dört bir yanından devlet liderleri, iş insanları, akademisyenler ve sivil toplum örgüt temsilcileri Dünya Ekonomik Forumu kapsamında İsviçre’nin Davos kentinde “Diyalog Ruhu” temasıyla bir araya geldi. Küresel ekonomide giderek derinleşen “kuralsızlık” ve “güçlünün haklı olduğu” yaklaşımına gönderme olarak seçilen “diyalog” hiç bu kadar retorik düzeyde kalmamıştı.

Bu tablonun başlıca aktörlerinden biri, ikinci kez başkanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana tek yönlü bir iletişim — hatta yönetim — tarzı benimseyen Donald Trump oldu. Trump’ın Davos’ta da sürdürdüğü tutumu ve konuşmaları üzerine çok sayıda yorum yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Burada ise konuyu, iletişim odağında küresel sistemin geleceği açısından ele almak istiyorum.

İletişim kavramı, demokrasi kavramında olduğu gibi kökenini Yunan ve Latin dünyasında bulur. “Birlikte” ve “ile beraber” anlamlarına dayanan bu kavram,  ortaklık, beraberlik, anlaşma, paylaşma, bağ kurma gibi temel unsurları içinde barındırıyor. Yani iletişim, sadece konuşmak değil; dinlemek, anlamak ve birlikte düşünmek anlamına geliyor.

Ancak Davos’ta Trump merkezli yansımalara baktığımızda, bu anlayıştan oldukça uzak bir tabloyla karşılaşıyoruz. Kendi liderliğini, kendi doğrularını, kendi politikalarını merkeze alan; bunları da Amerika’nın gücüyle meşrulaştırmaya çalışan bir yaklaşım öne çıkıyor. Çoğulculuk ve ortak akıl yerini, kişisel doğruların mutlaklaştırılmasına bırakıyor. Bu inanç düzeyi, zaman zaman Nobel Barış Ödülü’nün dahi yalnızca kendisine verilmesi gerektiği yönündeki söylemlerle de pekiştiriliyor! Kullanılan dile baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz: Diyalog yerine monolog, katılım yerine benmerkezcilik, ortak zemin yerine kutuplaşma… Geri bildirime kapalı, güçle iç içe geçmiş ve lider merkezli tek yönlü bir iletişim anlayışı açıkça kendini gösteriyor.

Trump’a karşı yükselen seslere kulak verdiğimizde meselenin boyutu daha iyi anlaşılıyor. Nitekim Kanada Başbakanı Mark Carney Davos’ta yaptığı konuşmasında, dünyanın sıradan bir geçiş döneminden ziyade “bir kopuşun ortasında” bulunduğunu vurgulayarak, Soğuk Savaş sonrası inşa edilen kurallara dayalı dünya düzeninin artık etkisini büyük ölçüde yitirdiğini savundu.

Peki Trump ile simgeleşen ve birçok ülke liderinde de karşılık bulan güce dayalı kuralsızlığı önceleyen tek yönlü yönetim ve iletişim anlayışı, geçici bir sapma mı, yoksa yeni bir dönemin habercisi mi? Eğer bu yaklaşım kalıcı bir dönüşüme işaret ediyorsa, bu dilin giderek yayılması, hâlihazırda çok boyutlu krizlerle karşı karşıya olan dünya açısından ne anlama geliyor?

Ekonomik, siyasal, sosyolojik ve ekolojik boyutlarıyla baktığımızda, bu eğilimin basit bir iletişim tarzı meselesi olmadığı açık. Aksine, güveni, iş birliğini ve ortak sorumluluk duygusunu zayıflatarak sorunların çözümünü daha da zorlaştıran yapısal bir probleme dönüşüyor. Tam da bu noktada sürdürülebilir bir gelecek için sürdürülebilirlik iletişimine –yönetişimine- duyduğumuz ihtiyaç ortaya çıkıyor. Tek yönlü ve güç odaklı söylemler yerine, ülkeler arasında şeffaf, katılımcı ve çift yönlü bir iletişim ortamı kurulmadan ilerlemek mümkün görünmüyor. Bu nedenle karşılıklı etkileşime, geri bildirime ve ortak akla dayanan sürdürülebilirlik iletişimi, bugün her zamankinden daha kritik bir rol üstleniyor. Küresel ölçekte sürdürülebilir bir geleceğin inşası, tek yönlü ve güç odaklı söylemlerin aksine, ülkeler arasında şeffaf, katılımcı ve iki yönlü bir iletişim ortamının kurulmasını zorunlu kılıyor. Bu bağlamda taraflar arasında karşılıklı etkileşime, geri bildirime ve ortak anlam üretimine, kısacası yönetişimine dayalı sürdürülebilirlik iletişimine yönelmek, günümüzün ekonomik, siyasal ve çevresel sorunlarının çözümünde kritik bir rol oynayacak. Tek yönlü ve dayatmacı iletişim anlayışı yerine benimsenmesi gereken iki yönlü simetrik iletişim modeli, eşitlik, karşılıklı anlayış ve uzlaşma temelinde ortak fayda üretmeyi hedeflemekte; güvenin inşa edilmesini, sürdürülebilir ilişkilerin kurulmasını ve uzun vadeli iş birliğinin güçlenmesini mümkün kılıyor.

Eğer dünya, sorunlarını gerçekten çözmek istiyorsa; monologlardan diyaloga, dayatmadan uzlaşıya ve güç gösterisinden ortak sorumluluğa geçmek zorunda. Aksi hâlde “Diyalog Ruhu” gibi temalar, her yıl tekrarlanan ama hayata geçmeyen güzel sloganlar olmaktan öteye gidemeyecek.

Comment

There is no comment on this post. Be the first one.

Leave a comment